Birkaç gündür sosyal medyada ve bazı haber kaynaklarında Abdullah Öcalan’a ait olduğu iddia edilen “ülkeye dönüş” çağrıları dolaşmaktadır. Bu haberler ve ilgili metin tarafımıza da ulaştırılmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, birçok insanımız asılsız suçlamalarla göçe zorlanmış, Kurdistan’ı terk etmek durumunda bırakılmıştır.
Ortada herhangi bir anlaşma ya da güvence bulunmadığı halde, çözüm süreci belirsizliğini korurken, Avrupa’nın birçok kentinde yaşayan soydaşlarımızın ülkeye dönmeleri halinde ne ile karşılaşacakları bilinmemektedir. Dahası, hâlâ esir tutulan soydaşlarımız varken “dönüş çağrısı” yapmak hangi koşullara dayandırılmaktadır?
Böylesi bir çağrının anlam kazanabilmesi için, her şeyden önce anayasal güvenceye kavuşması ve tüm Kürtleri kapsaması şarttır. Ancak bu şekilde Kürtler dayanışma içinde, hizmet alanında aktif olabilir veya güvenle dönüş sağlayabilir. Oysa bugün ne Başûr’da, ne Bakur’da, ne Rojhilat’ta ne de Rojava’da binlerce Kürdün yaşamına dair herhangi bir anayasal güvence mevcut değildir. Peki bu insanlar için öngörülen hukuki düzenleme nedir?
Bu sorular yanıtsızken yapılan çağrıların anlamlı olduğunu söylemek mümkün değildir. Netlik olmadan, insanların ne ile karşılaşacakları bilinmeden ve somut bir anlaşma yapılmadan yapılan çağrılar sağlıklı değildir. Avrupa Birliği ülkeleri dışında da yaşam kurmaya çalışan binlerce birey vardır; onların da akıbeti görmezden gelinemez.
Eğer bu çağrı yalnızca PKK üyelerine yönelikse, bu onların kendi meselesidir. Ancak tüm Kürtlere mal edilerek ortaya konuluyorsa, biz bu söylemleri anlamsız ve sonuçsuz görüyoruz.